ABD’nin Orta Doğu’daki varlığına yönelik hareketler hız kazanırken, bu bölgedeki üslerden jet ve askeri uçak sayılarının artış eğilimi sürüyor. Uçuş verileri, Katar’daki El-Udeid Hava Üssü, Ürdün’deki Muwaffaq al Salti Hava Üssü ve Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü gibi merkezler üzerinden 300’ün üzerinde uçak ve jetin konuşlandırıldığını gösteriyor. Bu kuvvetler, USS Abraham Lincoln ve USS Gerald R. Ford uçak gemilerinin hava filolarıyla birlikte bölge üzerinde bir denge kurmaya çalışıyor.
CENTCOM’un stratejik lojistik ve hava kuvvetlerini güçlendirmek için yaklaşık 270 adet lojistik uçuşun gerekli olduğu, C-17 ve C-5 tipi nakliye uçaklarının bu operasyonlarda kilit rol oynadığı belirtiliyor. Şu ana kadar 75 KC-46 ve KC-135 tipi tanker ve nakliye uçaklarının da bölgeye konuşlandırıldığı ya da uçuş rotalarında bulunduğu kaydedildi.
Hava gücünün omurgasını oluşturan savaş jetleri olarak adlandırılan tablonun detaylarına bakıldığında, ABD Hava Kuvvetleri envanterinde çeşitli destek ve taarruz uçakları yer alıyor. Yaklaşık 84 F-18E/F, 36 F-15E, 48 F-16C/CJ/CM ve 42 F-35A/C, uçakların büyük bir kısmını oluşturuyor. Kalan yüzde 30’luk bölümde ise 18 EA-18G Growler elektronik harp uçağı, 12 A-10C Thunderbolt II yakın hava desteği uçakları, 5 E-11A BACN iletişim ve haberleşme uçağı ile 6 E-3 Sentry AWACS gibi tanker ve görev uçakları bulunuyor. İran’a yönelik operasyonlarda B-2 bombardıman uçağına dair hareketlilik ise görülmüyor.
İsrail’in hava gücü olarak öne çıkan bir başka etken ise, bu ülkelerin İran’a karşı operasyonlara katılma ihtimalinin göz ardı edilmemesi. İsrail’in 66 F-15I/C/D, 173 F-16I/C/D ve 48 F-35 savaş uçağından oluşan filosu, bu coğrafyada ABD’nin hava gücüyle uyumlu bir kuvvet yapısını oluşturuyor. Kamuya yansıyan bilgilere göre, 12 adet F-22 Raptor’ın da bu senaryoda kullanılmak üzere teslim aldığı belirtiliyor; ayrıca Langley Hava Kuvvetleri Üssü üzerinden 6 F-22’nin daha bölgeye doğru hareket ettiği bildiriliyor.
“Diplomasiye öncelik veren yaklaşım ise Beyaz Saray’dan gelen ifadelerde net biçimde vurgulanıyor. Karoline Leavitt, Başkan Trump’ın tercihlerinin önce diplomasi olduğunu, gerekirse ise ABD ordusunun ölümcül gücünü kullanmaya hazır olduğunu belirtti. İran’a ait olan nükleer tesislerle ilgili sorgularda ise 3 tesisin yok edildiği iddialarıyla birlikte, bu durumun İran’ın doğrudan bir tehdit oluşturmaya devam edeceği şeklinde bir ödün vermediğini ifade etti. Ayrıca bu açıklamalar, Umman arabuluculuğundaki görüşmelerin üçüncü turu için Cenevre’de ilerleyen bir süreçte yapılıyor olmasıyla da ilişkilendirildi.
İsrail’e yakın savunma kuvvetlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde, ABD’nin en gelişmiş savaş uçaklarından olan F-22’ler hakkında da bazı gelişmeler vardı. İsrail’e aktarılan ve operasyonel olarak değerlendirilen bu uçaklar, düşman topraklarındaki hedeflere yönelik operasyonlarda kilit rol üstlenebilme kapasitesine sahip olarak görünüyordu.
