Japonya, Çin’in hızla artan tehditlerine karşılık vermek amacıyla askeri harcamalarını iki katına çıkararak savunma gücünü önemli ölçüde genişletiyor. Bu hareket, Tokyo’nun uluslararası arenada daha dirençli hale gelmek ve bölgesel dengeyi değiştirmek istediğinin göstergesi oluyor. Ayrıca, Tokyo’nun ana müttefiki ABD ile birlikte hareket ederek Asya’daki askeri varlığını güçlendirme yönünde adımlar atması, bölgedeki gelişmelerin anahtar noktalarından biri haline geldi.
Ancak, Japonya’nın bu yeni savunma yaklaşımları, ülkenin barışçıl niyetlerini ve savaş sonrası aldığı önlemleri sorgulatmaya devam ediyor. Bu stratejik değişiklikler, Japonya’nın savaş sonrası dönemde koyduğu barışçıl politikalarla çatışmakta ve uluslararası hukuk çerçevesinde yeniden şekilleniyor.
Japon Anayasasında Derin Değişiklikler
II. Dünya Savaşı’nın ardından, Japonya’nın silahlı kuvvetleri olmaması ve savaş tehlikesinden uzak durması ana ilkeler arasında yer aldı. 1947 yılında benimsenen anayasanın 9. maddesi, ülkenin savaşmayı ve güç kullanmayı reddetmesini öngörüyordu. Bu hüküm, Japonya’nın uluslararası anlaşmazlıklara askeri müdahale ile çözüm getirmesine izin vermiyordu. 1950’lerde, Kore Savaşı’nın patlak vermesiyle Amerika’nın politikalarında değişiklikler yaşandı ve Japonya, askeri bir müttefik olarak yeniden güç kazandı. Sonuç olarak, 1954’te Japonya Öz Savunma Kuvvetleri kuruldu ve bu, anayasanın yeni bir yorumuyla kendini savunma hakkını tanıdı.
Yıllar boyunca, Japonya’nın meşru savunma kapsamını genişleten düzenlemeler, uluslararası barışı koruma operasyonlarına katılmaya da imkan sağladı. 2014’te, eski Başbakan Shinzo Abe döneminde, anayasanın 9. maddesi araçsallaştırılarak, toplu savunma yetenekleri ve askeri varlıklar konusunda yeni yaklaşımlar benimsendi. Bu gelişmeler, aslında Japonya’nın savaş sonrası ruhundan uzaklaşmasının göstergesidir.
Çin ile Artan Gerilimler ve Askeri Gözlemler
Çin ile ilişkiler, özellikle Aralık ayında Pekin uçaklarının Japon hava sahasına yaklaşması ve Çin donanmasının bölgedeki aktifliğiyle tekrar gerildi. Radarlarını ve füze sistemlerini Japon uçaklarına kilitleyen Çin uçak gemilerinin ilk kez Güney Japonya civarında faaliyet göstermesi, Tokyo’da büyük endişelere neden oldu. Adaptasyon ve güçlenme çabalarını artıran Japonya, uzun menzilli füze ve insansız silah sistemleri üzerinde çalışmalarını hızlandırıyor.
Özellikle, Japonya’nın savunma bütçesi, 2024 yılında yaklaşık 9 trilyon yen seviyesine çıkarak rekor kırdı. Bu bütçe artışı, saldırı kabiliyetlerini güçlendirmek ve kıyı savunmasına yeni teknolojiler eklemek amacıyla kullanılıyor. Pekin yönetimi, bu gelişmeye sert tepki göstererek, Tokyo’nun savaş meydanına dönüşme riskini vurguluyor. Myanmar, Çin ve Japonya arasındaki güvenlik ve askeri güç dengeleri, bölgedeki istikrarı sarsıcı bir hale getiriyor.
Pekin yönetimi, Japonya’nın bu askeri hamlelerini eleştirerek, “barışçıl kalkınma yolundan sapmak” ve “tehlikeli adımlar atmak” suçlamalarıyla durumu değerlendirdi. Ancak, Japonya’nın yüksek savunma bütçeleri ve yeni silah sistemleri, uzun vadede bölgesel güç olma hedeflerinde önemli bir adım olarak görülüyor.
Güneydoğu Asya ve Pasifik’te Yeni Stratejiler
Fumio Kishida hükümeti, Aralık 2022’de uzun menzilli füze kapasitesi kazandıracak stratejiler açıkladı. Bu yeni yaklaşım, Çin’in bölgedeki etkinliğine karşı Japonya’nın kendi caydırıcılığını artırma isteğinin bir parçası. Ayrıca, ortak savunma mekanizmalarını güçlendirmek ve ABD ile koordinasyonu artırmak amacıyla çeşitli adımlar atılıyor. Japonya’nın bu yeni takviyesi, sorunun sadece savunma değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel denklemde önemli bir dönüm noktası olmasını sağlıyor.
Japonya, uzun vadeli güvenlik stratejileri kapsamında insansız savaş araçları ve gelişmiş füze sistemleri geliştirmeyi planlıyor. Ayrıca, silah ihracatı yasağını hafifletip, uluslararası işbirliğini artırmak niyetinde. Bu kapsamda, İngiltere ve İtalya ile yeni nesil savaş uçakları geliştirme projelerine katılarak, Avustralya’ya fırkateyn satışı gibi önemli anlaşmalara imza attı. ABD’nin de desteğiyle yeni nesil denizaltılar ve savaş gemileri inşa edilerek, bölgedeki askeri varlık gücü artırılıyor.
Uzmanlar, bu gelişmelerin Japonya’nın nükleer silah taşıma ve denizaltı geliştirme konularında önemli tartışmalara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Nükleer olmayan ilkeleri uzun zamandır koruyan ancak yeni gelişmelerle birlikte bu ilkelerin de yeniden sorgulandığı görülüyor. Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi, Japonya’nın nükleer silah sahibi olma konusunda resmi politikalarını değiştirilmeyeceğini söylese de, olası nükleer denizaltı çalışmalarını değerlendirmek zorunda olduklarını belirtiyor.

İlk yorum yapan olun