İzmir Dağlarında Bilim Dünyasını Heyecanlandıran Keşfi

Son yıllarda Anadolu’nun zengin florası, bilim insanlarının ilgisini çekmeye devam ediyor. Bu kez, İzmir sınırları içindeki doğal ortamlar, yeni ve özgün bir bitki türüne ev sahipliği yaptı. Ödemiş ilçesinde, volkanik yapıya sahip Ovacık Platosu’nda yürütülen detaylı araştırmalar, daha önce hiç tanınmayan bir göbek otu türünü ortaya çıkardı. Bu yeni tür, bilim insanlarına göre bölge ekosisteminin benzersiz bir parçasını oluşturuyor ve literatüre kaydedildiğinde büyük yankı uyandırdı. Çalışma, bölgenin özgün iklim ve toprağında gelişen bu bitkinin hem morfolojik hem de genetik açıdan ayrışmış özelliklere sahip olduğunu gösterdi. Bilimsel adıyla ‘Umbilicus choripetalus’ olarak tanımlanan bu tür, Türkçe adını şehrin ismine atfen İzmir göbek otu olarak aldı. Bu keşif, doğal yaşamın korunması kadar, Türkiye florası açısından da yeni bir sayfa açıyor ve bölgeye özel endemik türler listesine ekleniyor.

Ekibin disiplinlerarası çalışması ve araştırma süreci

Bu değerli keşfin arkasında, uzun ve zorlu saha çalışmaları ile detaylı laboratuvar incelemeleri yatan geniş çaplı bir ekip yer alıyor. Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi’nde düzenlenen herbaryum ve analitik çalışmaların başında Prof. Dr. Hasan Yıldırım bulunuyor. Ayrıca, Hacettepe Üniversitesi’nden Dr. Barış Özüdoğru ve Dr. Ilgın Deniz Can, genetik analizlerle bu yeni türün özgünlüğünü belgeledi. Saha çalışmaları sırasında ise, Doç. Dr. Mehmet Maruf Balos ve Musa Geçit gibi uzmanların katkılarıyla örnekler toplandı ve detaylı araştırmalar yapıldı.

Ekibin disiplinlerarası çalışması ve araştırma süreci

Laboratuvar ortamındaki analizlerde, bitkinin morfolojik özellikleri ve DNA kodları karşılaştırılarak, onu benzer türlerden ayıran farklılıklar belirlendi. Bu gizemli küçük bitki, ‘göbek otu’ ailesi içinde yeni bir kopma oluşturarak, sahadaki tek ve özgün yapısıyla dikkat çekiyor.

Ekibin disiplinlerarası çalışması ve araştırma süreci

Genetik ve morfolojik özellikleriyle ayrışıyor

Çalışmayı yürüten uzmanlar, bu bitkinin bulunduğu bölgenin, özellikle volkanik yapıların etkili olduğu ve özgün bir habitat sunduğunu belirtti. Prof. Yıldırım, fiziksel belirgin özelliklere değinerek, diğer göbek otu türlerinden farkını vurguladı. En dikkat çekici fark, taç yaprakların en dibe kadar ayrık olması ve yapısında yatıyor. Kasıtlı olarak yapılan DNA analizleri, bu türün, akrabası olan başka türlerden ise genetik açıdan oldukça farklı olduğunu ortaya koydu.

Genetik ve morfolojik özellikleriyle ayrışıyor

Tarih boyunca bilinen göbek otu türleri arasında, en yakın akraba olanların Mardin ve Sudan’daki türler olduğu tespit edildi. Mardin’de rastlanan ‘Umbilicus tropaeolifolius’ ile Afrika’daki ‘Umbilicus paniculiformis’ türleri, hem coğrafi kutuplarda yer alsa da, yeni İzmir türü farklı evrimsel gelişim izlediğine işaret ediyor.

Genetik ve morfolojik özellikleriyle ayrışıyor

Türkiye’nin florasında yeni ve endemik bir parça

Bu keşif, ülkemizin bitki çeşitliliğine dair bilgilere yeni katkılar sağladı. Dünya genelinde bilinmekte olan göbek otu ailesinde, toplamda 16 tür bulunuyor. Türkiye sınırları içinde ise, bugüne kadar 7 farklı tür tespit edilmişti. İzmir’de bulunan bu yeni ve özgün türle birlikte, toplam tür sayısı 8’e çıktı. En önemlisi, bu yeni türün sadece ve sadece Türkiye’de endemik olarak görüldüğü, başka bir yerde doğal ortamda bulunmadığı belirlendi. Böylece, İzmir’in verimli ekosistemi, dünyadaki biyolojik çeşitlilik haritasında önemli bir yer tutmaya başladı.

Türkiye’nin florasında yeni ve endemik bir parça

Koruma ve sürdürülebilirlik endişeleri

Keşfin ardından yapılan popülasyon çalışmaları, bu bitkinin yalnızca yaklaşık 550 birey içerdiğini ve sınırlı alanlarda yoğunlaştığını ortaya koydu. Bu durumda, türün IUCN kırmızı listesinde hassas kategoride yer alması kaçınılmaz oluyor. Yıldırım ve ekibi, bölgedeki yaşam alanlarının korunmasının kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Özellikle, yeni keşfedilen İzmir göbek otunun, maden ve taş ocağı gibi faaliyetlerle tehlike altında olduğunu belirten uzmanlar, bölge yönetimlerinden doğal yaşamın korunmasını talep ediyor. Özellikle bölgedeki maden çalışmalarının, bu eşsiz genetik zenginliğin kaybolmasına sebep olabileceğine dikkat çekiliyor. Bu nadide bitki, gelecek nesillere aktarılabilmesi adına, öncelikle koruma altına alınmalı ve sürdürülebilir kullanım ilkeleri doğrultusunda hareket edilmelidir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın